Bir Öykü Tutkunu

 

 

 

 

PARİS -KARS -BARTIN’I NE BİRLEŞTİREBİLİR?

KERAMETTİN ÇETİN - BARTIN HALK GAZETESİ

Edebiyatımızın kült isimlerinden Yahya Kemal BEYATLI, Sait Faik ABASIYANIK, Oktay RİFAT, Cahit Sıtkı TARANCI, Melih Cevdet ANDAY yaşamlarının bir bölümünde Paris’te öğrenim görmüşler ve orada yaşamışlardır. Bulundukları kentle ilgili de şiirler yazmışlardır. Şiirimizin hiç yaşlanmayan, şapkası çiçekle dolu prensi Cemal Süreya’nın da yolu bir gün Paris’e düşer. 1961 yılında maliye ihtisası için Paris’e gönderilir. O da ustalara öykünür, bir Paris şiiri de Süreya yazar. Beğenmez. Bir kent şiiri daha yazar. Yazdığı bu şiirin adı KARS’tır. Ama Kars’a ne gitmişliği ne görmüşlüğü vardır.Hayat bu ya, yurda dönüşünde tesadüfen maliye müfettişi olarak Kars’ta görevlendirilir. Bu sefer görüp, yaşadığı kentte bir Kars şiiri daha yazar. Gün gelir Cemal Süreya basılacak kitabı için şiir seçmektedir. Ama iki tane Kars şiiri vardır. Birisini elemesi gerekmektedir. Şiirlerin ikisini birer eline alır, tartar; hiç Kars’a gitmeden Paris’teyken yazdığı Kars şiirini kitabına alır. Belki Paris’teki yalnızlığı, onu ulu bir rüyadan beyaz uykusuzluğa götürmüş belki de Gülbeyaz’lı bir imgeyi hatırlatmış olabilir. KARS şiirinin ilk kıtası ve final dizeleri şöyledir:

Öyle güzel ki ölürüm artık
Beyaz uykusuz uzakta
Kars çocukların da Kars’ı
Ölüleri yağan karda
Donmuş gözlerimin arası

...

Nasıl olsa yine bir gün
Döneriz bu yollardan geri
Senin bir elinde mendil
Öbüründe kuş sesleri.

26. Bartın Kültür Sanat Turizm Ve Çilek Festivali Programı açıklandı. Festival 5 Haziran Perşembe günü Abant İzzet Baysal Üniversitesi Oda Orkestrası Konseri ile başlıyor. Etkinlikler kapsamında Psikolog Cengiz ŞIKLI’nın hazırladığı “Kars Fotoğrafları Sergisi” dikkatimi çekti. Merakla bekliyorum Doğu’nun Uygar Kenti Kars’a fotoğraflarla gitmeyi.

***

Geçtiğimiz günlerde edebiyatımızın en saygın ödüllerinden 2008 YUNUS NADİ ÖDÜLLERİ açıklandı. Öykü dalında ödüle “Kiev’de Aşk” adlı dosyasıyla Alper Akçam değer görüldü. 1 Mayıs tarihli Cumhuriyet Kitap Dergisi’nden öğrendiğim bu habere Alper Akçam’ı yakından tanıyan ve kitaplarını okuyan birisi olarak çok sevindim. Kendisini 2007 Nisan ayında gerçekleştirdiğimiz Köksal Toptan Lisesi 2. Edebiyat Günleri’nde Bartın’da ağırlamış; “Taşrada Muhalif Bir Psikoloji: Amatör Futbol” başlıklı söyleşisini de keyifle izlemiştik.

Eski bir Karslı olan Alper Akçam, 1952 Ardahan doğumlu. Ankara’da yaşıyor. Esas mesleği tıp doktorluğu .Emekli olduğu 2000 yılından bu yana kendini tamamen edebiyata adamış durumda. O yaşamındaki kırılmalarla penceresini büyüten bir yazar. Onlarca kitabı olan öykülere vurgun bir anlatı ustası. İyi para kazandıran hekimlik yerine, günümüzde yazmayı ve insanları eğitmeyi tercih etmiş. İnsanın ve yaşamın aksayan yanlarına yazdıklarıyla neşter vuruyor. Kalemini dikiş iğnesi olarak kullanıyor. Sözcükleri ise parçalanan ve kırılan hayatları daha insanca, daha eşitlikçi ve yaşanılası bir hayata bağlamak için kullanıyor. Gür sesinde Doğu Anadolu Yaylalarından aşağılara süzülerek akan duru pınarların ve Anadolu kültürünün çağıltısı ve heyecanı var.

Haberi öğrendiğim günün akşamı Alper Akçam’ı telefonla arayıp, tebrik ettim. Ödüllü dosyasında yer verdiği, Bartın’da küçük bir parkı yazdım dediği yeri sordum. Ve yanıtını en çok merak ettiğim diğer bir soruyu: “Bu öyküleri hangi dönemde yazdınız?” “Son bir yılda” cümlesini duyunca göğsümden bir kuş havalandı. Alper Akçam, Köksal toptan Lisesi 2. Edebiyat Günleri vesilesiyle bulunduğu Bartın’daki izlenim ve esinlenmeleriyle kaleme almış öyküsünü. 11 öyküden oluşan dosyasında “Cezaevi Aşçısı” adlı ikinci bir Bartın öyküsü olduğunu öğrenince uçuşan kuşların sayısı artmıştı. Bartın’la ilgili yazılan edebi kitapların arasına “Kiev’de Aşk”ın da katıldığını bilmek huzur veriyor insana.

***

Edebiyat Yediveren Gülü’dür Yaşamın.Köksal toptan Lisesi Edebiyat Günleri bir taraftan öğretmen ve öğrencilere yeni olanaklar ve ufuklar sunuyor. İzleyenleri, Bartınlıları büyülüyor. Diğer taraftan öğrencilere şiir, öykü, günlük yazdırıyor; özlemle beklenen bir sevinç ve heyecan kaynağı oluyor. Bir başka açıdan da konuşmacı konukları-yazarları besliyor. Böylece kültürün ve yaşamın bir enerjisi haline geliyor. Bartın ve Amasra eşsiz doğası, tarihi ve kültürüyle daha pek çok yazarımıza esin kaynağı olmayı sürdürecektir. Eminim ve inanıyorum ki, yazar Ahmet Ümit de çok etkilendiğini söylediği Amasra’nın ya da Kraliçe Amastris’in polisiye romanını bir gün yazacaktır. Ama yine de şu termik santral bilmecesi kabusa dönüşmeden elini çabuk tutsa ve kalemini asit küllerine değil de bir an önce Bartın’ın zümrüt yeşiline batırırsa iyi olur…